Bu soruyu en çok okul yönetimlerinden duyuyorum, ama velilerden de geliyor. Sorunun arkasında haklı bir şaşkınlık var: iki alan da oyunla çalışıyor, ikisinde de rol var, ikisinde de canlandırma var. Hatta çoğu tanıtım metninde iki kelime birbirinin yerine kullanılıyor.
İkisini de yapan biri olarak en kısa cevabım şu: yaratıcı dramada seyirci yoktur, tiyatroda seyirci her şeydir. Aradaki bütün fark buradan çıkıyor.
Yaratıcı drama ne yapar
Yaratıcı drama bir öğretim yöntemidir. Amacı bir gösteri üretmek değil, katılanın bir şeyi yaşayarak öğrenmesidir. Grup bir durumu canlandırır, durur, ne olduğunu konuşur, tekrar dener. Süreç önemlidir; ortaya çıkan şey değil.
Bir örnek vereyim. Sınıfta dışlanan bir çocuk konusunu çalışıyorsak, öğrenciler sahneyi oynar. Sonra durdururum ve sorarım: "Sen o an ne hissettin? Sen neden hiçbir şey söylemedin? Kim araya girebilirdi?" Bir öğrenci fikrini söyler, sahneyi yeniden oynarız, bu kez o girer. Amaç güzel bir sahne çıkarmak değil; o çocuğun araya girmenin nasıl bir şey olduğunu bedeninde denemesi.
Bu çalışmanın sonunda kimseye gösterilecek bir şey yoktur. Olması da gerekmez. Yaratıcı dramanın ürünü, katılanın kendisinde kalır.
Tiyatro ne yapar
Tiyatroda ise en baştan bir seyirci vardır ve bu her şeyi değiştirir. Metin ezberlenir, sahne düzeni sabitlenir, giriş çıkışlar planlanır, tekrar tekrar prova edilir. Doğaçlamaya yer vardır ama çerçeve bellidir. Çünkü belirli bir günde, belirli bir saatte, tanımadığı insanların önünde bir işin çıkması gerekir.
Tiyatronun çocuğa verdiği şey de buradan geliyor: sorumluluk. Bir provaya gelmeyen çocuk yalnızca kendini değil, sahnedeki herkesi etkiler. Bu, hiçbir öğütle kazandırılamayacak bir şeydir ve yalnızca gerçek bir gösteri hedefi varken kazanılır.
Yaratıcı drama çocuğun içinde olan bir şeyi çıkarır. Tiyatro, çıkardığı şeyi taşımayı öğretir.
Peki hangisi daha iyi?
Bu soru yanlış kurulmuş. İkisi rakip değil; biri diğerinin zeminini hazırlıyor.
Doğrudan tiyatroyla başlayan bir grupta ne olduğunu çok gördüm: çocuklar replik ezberler, sıralarını bekler, sırası gelince söyler. Ortaya bir gösteri çıkar ama içi boştur, çünkü grup birbirini tanımamıştır ve kimse hata yapmayı denememiştir. Yıl sonunda veliler alkışlar, çocuklar bir şey öğrenmemiştir.
Yalnızca dramayla ilerleyen bir grupta ise başka bir şey olur. Çalışmalar keyiflidir, çocuklar rahattır, ama bir noktadan sonra grup kendi içinde döner. Sahneye çıkmayan bir çocuk, öğrendiğini yabancı bir gözün önünde sınamaz — ve asıl adım orada atılır.
Bu yüzden benim programlarım her zaman drama ile başlar ve sahne ile biter. İlk haftalar tamamen dramadır: tanışma, ısınma, doğaçlama, hata yapma izni. Sonra aynı grup, öğrendiği şeyi bir seyirciye taşır.
Okullar için pratik ayrım
Okul yönetimindeyseniz, aradaki farkı şu iki soruyla görebilirsiniz:
- Çalışmanın sonunda gösterilecek bir şey var mı? Yoksa bu bir drama çalışmasıdır ve tamamen meşrudur. Ama o zaman velinin yıl sonunda bir şey izlemeyi beklememesi gerektiğini baştan söylemek gerekir.
- Grubun yıl boyunca bir arada kalması bekleniyor mu? Drama çalışmasına dönem ortasında katılım mümkündür. Bir oyun çalışmasına değildir; katılan kişi rol alamaz, rol alamayan çocuk da gelmez.
Bu iki soruya baştan cevap verilmediğinde ortaya en sık çıkan şey şu oluyor: drama adıyla açılan bir kulüp, mayısta veliler beklentiye girince aceleyle bir gösteriye dönüştürülüyor ve iki hafta içinde şiir dinletisi hazırlanıyor. Kimse memnun olmuyor.
Bir uyarı
Son yıllarda "yaratıcı drama" ifadesi, içeriğiyle ilgisi olmayan pek çok çalışmanın adı hâline geldi. Oyun oynatmak drama değildir; canlandırma yaptırmak da tek başına drama değildir. Yaratıcı dramanın kendi kuramı, teknikleri ve yaş gruplarına göre kazanım çerçevesi var; alanın ayrı bir eğitmenlik–liderlik eğitimi var.
Bir kuruma atölye teklif eden kişiye sorulacak soru şu: bu çalışmanın kazanımları neler ve hangi teknikle çalışılıyor? Cevap "çocuklar eğleniyor" düzeyinde kalıyorsa, orada drama yoktur. Eğlence iyi bir yan üründür, ama amaç değildir.